Türkiye’de Geleneksel Sporlar

Bu bölümde sayabileceğimiz sporların başında güreş (aba güreşi,yağlı güreş),at yarışı,cirit,deve güreşi,boğa güreşi,horoz dövüşü,avcılık vb. gelir.Bunlara örnek olarak verebileceğimiz cirit;Anadolu’da 50-60 yıl öncesine kadar çok yaygınken bugün daha çok Kars-Erzurum ve Ege bölgelerimizde kalmıştır.

İyi bir at yetiştiricisi olan Türklerden kalma bu merak daha sonra bir eğlenceye,spora dönüşmüştür.Atla veya yaya olarak da oynadığı söylenen bu oyunla cirit bir tür mızraktır ama bugün bu sopa olarak kalmıştır.

At üzerinde oynanan şeklinde onar kişilik takımlar vardır ve biniciler karşılıklı olarak dört nala gelirken birbirlerine ciridi savururlar.Korunmak,hele ciridi havada yakalamak sayı kazandırır.Ciridin nasıl,ne zaman savrulacağı bellidir.Erkekler tarafından yapılan bu spor düğünlerde,önemli günlerde,panayırlarda vb. görülür.

Cirit oyunu

Cirit atma oyunu ile ilgili resimler1

Cirit,bir diğer deyimle Çavgan,Türklerin yüzyıllardan beri oynadıkları bir ata oyunudur.Türkler,Orta Asya’dan Anadolu’ya bu atlı oyunu da dolu dizgin beraberlerinde getirmişlerdir.Türkler için at,mukaddes ve vazgeçilmez bir unsurdur.At sırtında doğar,at sırtında büyür,at sırtında savaşır,at sırtında ölürlerdi.At sütü kımız Türklerin yegâne içkisi idi.

Cirit Oyunu, Türklerin en büyük tören ve sportif oyunu idi.Daha sonra 16. yüzyılda Osmanlı Türkleri tarafından bir Savaş Oyunu olarak kabul edildi.

19. yüzyılda bütün Osmanlı ülkesi ve saraylarının en büyük gösteri sporu ve oyunu oldu.Cirit, aynı zaman tehlikeli bir oyun olduğundan 1826 yılında II. Mahmut tarafından yasak edildi.Fakat daha sonra yine Osmanlı Ülkesi’nin başta gelen meydan ve savaş oyunu olarak her tarafa yayıldı.

Cirit Oyunu,daha 40-50 yıl öncesine değin Anadolu’da yaygın bir oyun olduğu halde son yıllarda sadece Balıkesir,Söğüt,Konya,Kars,Erzurum ve Bayburt yörelerinde yaşamaya devam etti.20-25 yıldan beri Konya ve Balıkesir’de tarihe karıştı.

Buna rağmen halen Anadolu’nun hemen her köşesinde düğünlerde ve bayramlarda köy delikanlıları ve kasaba halkı Cirit Oyunu’nu oynamaktadır. Büyük şehirlerimize karşı köy ve kasabalarımızda yaşamaktadır.

Sinop köylerinden Gaziantep’e,Bursa’dan Antalya’ya kadar Doğu,Batı,Güney ve Kuzey Anadolu’da köylerimizin güreşle beraber başlıca yiğitlik ve savaş oyununu teşkil etmektedir.Halkın ilgisini çekmek için cirit meydanında davullar ve zurnalar çalınır.Ayrıca Yurtdışı İran,Afganistan ve Türkistan Türkleri ile Türklerle meskûn diğer Asya yörelerinde de hâlâ canlılığını ve geleneğini sürdürmektedir.

Her yıl Ertuğrul Gazi Törenleri dolayısıyla eylül aylarının ikinci Pazar günleri Söğüt’te,çeşitli şenlikler vesilesiyle de Erzurum,Kars ve Bayburt dolaylarında oynanmaktadır.

1972 yılı eylül ayında Konya Turizm Derneği’nin teşebbüsüyle Konya’da bir Cirit Oyunları Şenliği düzenlenmiş,bu şenliğe Erzurum ve Bayburt Cirit Takımları katılmış ve büyük başarı sağlanmıştır.Cirit Oyunu Konya’da yeniden geleneksel olarak canlandırılmaya çalışılmaktadır.
Cirit Oyunu’nda iki takım bulunur.Bu takımlar 70 ilâ 120 metre genişliğindeki bir alanda karşılıklı olarak alanın en gerisinde 6’şar, 8’er veya 12’şer kişi olarak dizilirler.Ciritçiler bölgesel giyimleriyle atlarına biner.Sağ ellerine atacakları ilk ciriti,diğer ellerine de yedek ve yetecek miktarda cirit alırlar.

İki tarafın birinden bir atlı öne fırlar,karşı dizinin önüne 30-40 metre kadar yaklaşır.Karşı tarafın oyuncularından birisinin adını seslenerek meydana davet eder.

Sağ elindeki ciriti ona doğru savurur,sonra geri döner,atını kendi dizisine doğru mahmuzlar.Karşı tarafın davet edilen oyuncusu hızla onu takip eder,elindeki ciriti geri dönüp kaçan karşı taraf elemanına fırlatır.

Bu kez ilk oyuncunun çıktığı sıradan diğer bir ciritçi onu karşılar.İkinci diziden çıkan, sırasındaki yerini almak için süratle yerine dönmeye çalışır.Bu defa rakibi onu kovalar ve ciritini atar.Oyun böylece sürer.

Cirit isabet ettiren ciritçi takımına bir sayı kazandırır.Eğer ciritçi attığı çavganı rakibine değil de ata isabet ettirmişse bir sayı kaybeder.Ciritçi karşı taraf oyuncusundan kendisini sakınmak için çeşitli hareketler yapar,atın sağına soluna,karnının altına,boynuna ağar.

Bazı ciritçiler rakibi kaçıp dizisine ulaşana kadar üç-dört cirit savurarak isabet ettirmek suretiyle sayı toplar.Bu arada başına,gözüne,kulağına cirit isabet eden bazı oyuncuların yaralandığı olur.

Bu türlü isabetler neticesinde ölenlerin olduğu bile vakidir.Bu durumda ölen,er meydanında ölmüş sayılır,yakınları şikâyetçi ve dâvacı olmaz.Babaları ölen çocuklarıyla öğünürler.
Öte yandan cirit oyununda ölüm olmaması için, daha evvelleri hurma ve meşe ağacından 70-100 santim uzunluğunda, 2-3 cm. kutrunda yapılan ciritler, daha sonraları kavak ağacından yapılmaya başlanmıştır.

Sopaların uçları silindir şeklinde kesilerek yuvarlatılır.Kabukları yontulur.Bu isabet halinde bir yara açılmasını ve ölüm tehlikesini yok etmek için alınan bir tedbirdir.Seyredenler ciritçileri ve atları teşvik için çeşitli şekilde bağırır,onları heyecana getirirler.Ciritçiler arasında birbirine hasım olanlar varsa,bunların karşı tarafta yer almamasına dikkat edilir,aynı dizi içine dahil edilirler.

Gençler büyüklerinin bu görüşüne boyun eğer.Büyükler de bu töreye uyarlar.Eski ciritçilerden bir kurul,oyunun sonucunu ilân eder.Cirit sona erince,cirit oyununu düzenleyenler başarılı olanlara ödüller,ziyafetler verir.
Cirit Oyunu Alpaslan’la beraber Anadolu’ya girmiş daha sonra Avrupa’ya ve Arabistan ülkelerine sıçramıştır.17. yüzyılda Fransa’da,Almanya’da ve diğer ülkelerde de Cirit Oyunu yayılmıştır.
Konya Turizm Derneği’nin 1972 eylülünde düzenlediği Cirit Oyunları Şenliği dikkatleri tekrar bu ulusal sportif savaş oyunumuzun üstüne çekmiş bulunmaktadır.Bütün Yurt’da ilgi görmesi ve canlanması bu tür oyunlarımız için bir kazanç olacaktır.

CİRİT OYUNUNDA KULLANILAN TERİMLER 

Değnek,Diğnek,Deynek: Çeşitli yörelerde cirit oyununa verilen ad.
Cirit Havası: Cirit oynanırken davul ve zurna ile özel ritimlerde çalınan ezgilerin tümü ya da bir tanesi.
At Oyunu: Ciritin Tunceli ve Muş yöresindeki adı.
At Oynatma Havası: Tunceli ve Muş yörelerinde ciritten önce at oynatma için özel ritimlerde çalınan ezgi ve ritimlere verilen ad.
Rahvan: Atın iki ayakla koşar gibi aynı yanda bulunan ayaklarını aynı anda atarak yaptığı, biniciyi sarsmayan bir yürüyüş şeklidir.
Rahvan At: Biniciyi sarsmadan yürüyen at.
Tırısa Kalkmak: Atın çaprazlama ayak atarak hızlı ve sarsıntılı yürüyüşüne denir.
Dörtnal:Atın en hızlı koşuşu.
Hücum Dörtnal: Atın en hızlı koşuşunun daha ilerisinde bir süratle hedefe at sürme.
Adeta: Atın düz yürüyüşü.
Aheste: Atın ağır ağır, arka kalçalara yüklenerek yürüyüşü.
At Başı: İki atın bir hizada oluşu.
At Cambazı: Ciritte at üzerinde beceri ve hüner gösteren binici.
At Oynatmak: Ciritte hüner göstermek.
Sipahi, Sipah, İspahi: Eskiden Yeniçeriler zamanında bir sınıf atlı askere denirdi.Fakat iyi at binen kişilere de at oyunlarında becerisi olan oyunculara da çeşitli yörelerde bu adlar kullanılmaktadır.
Seğmen Olmak: Ulusal giysilerin yöreye ait olanlarının düğün nedeni ile Ankara dolaylarında giyilmesine denir.
Osmanlı: Atlı,süvari anlamında kullanılmaktadır.
Menzil: Ciritte at üzerinde sıra biçiminde duranlara verilen ad.
Alan: Cirit meydanına verilen ad.Cirit oynanan yer.
Şehit: Ciritte isabet alıp ölenlere verilen ad.
Acemi: Savurduğu ciriti ata değen oyuncuya denir.

Deve Güreşleri

deve-guresi-resimleri

Ülkemizde geleneksel olarak sürdürülen deve güreşlerinin ilk defa bundan iki yüzyıl kadar önce Aydın ilimizin İncirliova ilçesine bağlı Hıdırbeyli köyünde yapıldığı söylenmektedir.Ancak A.Münis Armağan’ın Batı Anadolu Tarihinde İlginç Olaylar adlı kitabında “Develerin Sonu” bölümünde II. Mahmut döneminde Tire ve civarında deve güreşlerinin yapılmakta olduğu belirtilmektedir.
Deve güreşlerinin başlangıç tarihi bilinmemekle birlikte, kervancılığın ve göçerliğin yaygın olduğu dönemlerden beri yapılageldiği sanılmaktadır.Deve sahiplerinden ve güreş severlerden edindiğimiz bilgilere göre;eskiden göçerler de obalar arası ve kervancılar arasındaki rekabet nedeniyle develeri güreştirirlermiş.
Günümüzde daha ziyade Aydın ilinde ağırlıklı olarak görülen deve güreşleri,Ege Bölgesi’nin (İzmir, Manisa, Muğla, Denizli) birçok il,ilçe, kasaba ve köylerinde yapıldığı gibi,Marmara Bölgesinde (Balıkesir ve Çanakkale),Akdeniz Bölgesinde (Burdur, Isparta ve Antalya) ve diğer bazı illerimizde de yapılmaktadır.
Deve güreşlerinin kendine özgü geleneksel kuralları varsa da yörelere göre bazı değişiklikler göstermektedir.Ancak deve güreşleri, benzeri sporlar gibi kendine özgü bir sahaya, seyirci düzenine sahip değildir.

Deve güreşleri için yapılan organizasyonlar özellikle gelir elde etmek üzere eğitim,kültür,sağlık,spor ve sosyal amaçlı konularda faaliyet gösteren dernekler tarafından yapılmaktadır.Bazı yörelerde belediyeler,güreşleri disipline etmek ve belli bir düzene sokmak amacıyla organizasyonlara katılmaktadır.
Güreş organizasyonunda elde edilen gelirler,masraflar çıktıktan sonra belirlenen amaçlar doğrultusunda kullanılır.Deve güreşlerinde müşterek bahis ve iddia söz konusu değildir.

Deve güreşleri tek hörgüçlü dişi ‘yoz’ develer ile ‘buhur’ adı verilen çift hörgüçlü erkek develerin çiftleşmesinden meydana gelen ve ‘Tülü’ adı verilen erkek develer arasında yapılır.Bu develer güreş devesidir.Güreş develeri soydan gelir;yani güreş yapan develerin ataları da güreşçi develerdendir.
Güreş develeri özel bir biçimde itinayla yetiştirilir ve güreşe hazırlanır.Güreşler tülülerin kızmaya başladığı kış aylarında yani Aralık,Ocak,Şubat ve Mart aylarında yapılır.Güreşen her devenin mutlaka bir adı vardır.Bu adlar sahipleri tarafından verildiği gibi,güreş anında yaptığı hareketlerden ve oyunlarından dolayı seyirciler tarafından da verilir.TV’nin sevilen dizilerinin kahramanları da develere isim olarak verildiği görülür.

Birkaç deve ismini vermemiz konuya açıklık getirecektir;Kolombo,Dozer,Şahin Tepesi,Gezer,Sarı Zeybek,Yörükali,Almanyalı,Ceylan,Felek,Ali Tülü,Talancı,Karka Kartalı,Suat,Zümrüt,Menderes,Fırat,Takmakol,Şoför,Civan,Karamurat,Yarımdünya ve benzer.
Güreş develerinin ismi Havut denilen semerin arkasına konulan süslü bir beze yazılır.Bu beze Peş denir.Bu yazıların altına mutlaka Maşallah yazısı yazılır.Güreşlerden bir gün önce güreşlere katılmak için develer geleneksel biçimiyle süslenir.

Davul zurna eşliğinde şehir içinde defile yürüyüşü yaptırılır.Ayrıca cadde ve sokaklarda gezilir.Bu görülmeye değer bir olaydır. Şehre geldiğinizde bir yandan davul zurnanın çaldığı zeybek havalarını,diğer yandan develerin yürüyüş esnasında üzerlerine takılan zil ve çanların çıkardığı sesleri duyarsınız. Develerin süslü hali ayrı bir güzelliktir.Onları seyretmeye doyamazsınız. Şehir bayram yerine dönmüştür.

Kahvehanelerin önlerinde ise mahşeri bir kalabalık vardır.Deve güreşlerinin meraklıları ordadır, güreşecek develer hakkında hararetli konuşmalar vardır.Başlarında köşeli kasket, boyunlarında poşu,bir ceket,külot pantolon ve körüklü çizmeli deve sahiplerini veya buna özenerek,bu gün için giyinen güreş severler hemen dikkatinizi çekerler.Bu arada televizyonlarda daha önceki güreşlerin video filmlerini seyredenleri görürsünüz.
Akşam ise deve sahipleri ile misafirlerin katıldığı,dostlukların pekiştirildiği bir “Halı Gecesi” düzenlenir.Bu bir nevi tanışma gecesidir.Bu gecede yenilir, içilir, yöre türküleri söylenir,zeybek oynanır,misafirler ağırlanır ve açık artırma ile halı satılır.Bu gece güreşlerden bir gün önce mutlaka yapılır.Halk da geceden yiyeceklerini hazırlamıştır. Herkesi bir heyecan sarmıştır.
Güreş Günü
Sabahın erken saatlerinde halk akın akın güreş alanına gelmeye başlar.Bir kısmı güreşlerin yapıldığı sahada yer kapmaya,bir kısmı da güreş alanı dışında aileleriyle birlikte oturacağı yeri ayarlamaya başlarlar.

Mangallar yakılıp yiyecekler açılır,etler pişirilmeye başlanır.Saat 9.00-10.00 civarında güreşlerin yapıldığı yerde saha içi ve saha dışı tamamen güreş meraklılarıyla dolmuştur.Ayrıca saha dışında seyyar satıcılar da yerlerini almışlardır.Envai çeşit yiyecekler,içecekler,hediyelik eşyalar tezgahlara düzenli bir şekilde konmuştur.Bu arada yörenin davul ve zurnacıları çalmaktadırlar. Müziğin namelerine kapılıp aşka gelenlerde zeybek oynamaktadırlar.
Bu curcuna devam ederken hoparlörden güreşlerin başladığı, güreşecek develerin adları anonsu duyulur.Saha dışındaki hareketlilik ve canlılık bu sefer saha içine girmiştir.Deve sahipleri sarvanlarıyla birlikte develeri saha içine getirirler,develer saha içinde bir tur atarlar daha sonra güreşler başlar.Deve güreşleri genellikle saat 9.00-10.00 da başlar.
Mikrofonda develerin isimlerini anons eden Cazgır’ın sesi duyulur.Cazgır,develer için methiyeler söyler,kendisine has usulü ve kafiyeli şiirleriyle güreşlere renk katar.Cazgır,yağlı pehlivan güreşleri gibi deve güreşlerinin de en önemli ve renkli kişisidir.Güreşleri, spor spikeri gibi anlatmaya çalışır.
Deve güreşleri, düzenleme komiteleri, güreşlerle ilgili olarak hakem kurulu (Baş hakem, orta hakem ve masa hakemi) yeteri kadar urgancı (ipci),güreş develerinin ağızlarını bağlamak üzere ağız bağlayıcılar ile ağız bağı kontrolcüsü görevlendirilir.Deve Güreşleri Ayak,Orta,Başaltı ve Baş olmak üzere dört katagoride yapılır.Galibiyetler:1)Kaçırtarak 2)Bağırtarak 3)Yıkarak elde edilir.
Birincisinde, deve heybetiyle diğer deveyi kaçırtır.İkincisinde,zor bir oyunla rakibini bağlar,zora gelen rakip deve öbür devenin gücüne dayanamadığı zaman bağırır.Üçüncüsünde ise deve rakibini yaptığı oyunla yıkar ve üzerine çöker.

Bir de pes etme biçiminde galibiyet vardır o da, deve sahibi devesinin fazla yıpranmaması için devesini güreşten çeker,bunun için deve sahibi urganı ortaya atar bu pes etme anlamına gelir, öbür deve galip ilan edilir.Yenişemeyen develer berabere kalırlar.
Develerin güreşlerde yaptıkları oyun adlarından bazıları şunlardır:Bağ,Çengel,Çatal,Makas,Kol Atması,Muşat Çengel,Tam Bağ,Yarım Bağ,Düz Çengel, Tekçi,Kol Kaldırma.Güreşlerin heyecanını artırmak için,değişik oyunları yapan develerin birbiriyle eşleştirilmesine özen gösterilir.

Her deve kendi sınıfındaki tülüyle güreşir.Sağdan güreşen develere sağcı,soldan güreşen develere solcu,ayak oyunları yaparak rakiplerinin ayağına çelme atarak oturan develere çengelci,rakiplerinin başını göğsünün altına alıp oturan deveye bağcı,rakibini yıkmak ve kaçırmak için yan yana gelip ittiren ve başıyla ayaklarını yoklayan develere tekçi denmektedir.
Galip gelen deve gururla dört ayağını bir araya getirmek suretiyle böbürlenerek seyirciyi selamlar.Ödül olarak halısını alır ve sahayı terk eder.Yenilen devede mahcubiyet ve suskunluk görülür.Bir deve bir günde bir kez güreşir.

Bir güreşin süresi 10 ile 15 dakikadır.Bu kurallar,güreş develerinin nesillerinin azalmaması,develerin fazla yıpranmamaları ve korunmaları için konulmuştur.Bütün bunlar bir disiplin içinde,geleneksel biçimde yapılır.

Güreşler sona erdiğinde develer galip gelen deveciler ile deve bakıcıları (Sarvanlar) sevinçli,deve güreşi meraklıları da güzel bir gün geçirmenin,iyi bir güreş seyretmenin mutluluğuyla evlerine dönerler.Genellikle Ege Bölgesi’nde kışın yapılan deve güreşleri,Ege’nin kış şöleni haline gelmiştir.

Kırkpınar Güreşleri

14505

Kırkpınar’ın Tarihçesi

641.’sinin içinde bulunduğumuz Tarihi Kırkpınar Güreşleri’nin doğuşuna ilişkin çeşitli rivayetler vardır.Bunlardan en yaygın olanı kısaca şöyledir:1346 yılında Orhan Gazi’nin Rumeli’yi ele geçirmek için düzenlediği seferler sırasında,kardeşi Süleyman Paşa 40 askerle Bizanslılar’a ait Domuzhisar’ın üzerine yürür. Baskınla burasını ele geçirirler.

Öteki hisarların da ele geçirilmesinden sonra,40 kişilik öncü birlik geri dönerler ve şimdi Yunanistan’ın topraklarında kalan Samona’da mola verirler.40 cengaver burada güreşe tutuşurlar.Saatlerce süren güreşlerde, adlarının Ali ile Selim olduğu rivayet edilen iki kardeşin bir türlü yenişemedikleri görülür.
Daha sonra bir Hıdrellez gününde,Edirne yakınlarındaki Ahiköy çayırında aynı çift yeniden güreşe tutuşurlar.Bütün bir gün güreşmelerine rağmen yine yenişemeyen kardeş pehlivanlar,gece boyunca da mum ve fener ışığında mücadelelerini sürdürmeye devam ederler.Ancak solukları kesilerek oldukları yerde can verirler.
Arkadaşları onları aynı yerdeki bir incir ağacının altına gömerek oradan ayrılırlar.Yıllar sonra ise aynı yere gittiklerinde iki pehlivanın mezarlarının bulunduğu yerde gür bir pınar görürler.Bundan sonra halk orada yatanların anısına o yöreye, “KIRKPINAR” adını verirler.
Yunanistan’ın Samona köyünün merası içindeki alan asıl KIRKPINAR çayırlıdır.Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sonunda Kırkpınar Güreşleri Edirne ile Mustafapaşa yolu arasındaki “Virantekke” denilen yerde düzenlenmiştir.Cumhuriyet’ten sonra 1924 yılında ise güreşler Edirne’nin Sarayiçi mevkiinde yapılmaya başlanmıştır.
Kırkpınar Güreşleri 1928 yılına kadar ağaları tarafından düzenlenmiştir.Güreşlerdeki ödülleri ve misafirlerin ağırlanmasını hep ağalar karşılamıştır.Ancak 1928 yılında ülkede meydana gelen ekonomik sıkıntılar nedeniyle ağalığa talip çıkmayınca,güreşlerin organize ve gelenleri ağırlama işi Kızılay ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından üstlenilmiştir.

1946 yılında ise Tarihi Kırkpınar Güreşleri Edirne Belediyesi’nce düzenlenmeye başlanmıştır.Bu yıl da zamanın Belediye Başkanı Tahsin ŞIPKA Kırkpınar Güreşleri’ni Belediye hizmetleri arasına almıştır.
Pehlivan
Pehlivan sözlüğü Farsçadır.Burhan-katia göre asıl anlamı yürekli cesur (Şeci) yiğit (dili) ise de,Zabit,vali,iri vücutlu ve doğru sözlü kimseye de Pehlivan denilir. Bu nedenle yerine göre çeşitli zamanlar için kullanılmıştır.
Selçuklular zamanında kahramanlık gösteren savaşçılara, üstün başarı kazanan atıcı,güreşçi,gürzcü’lere Pehlivan denildiği gibi bu sıfatın 16.yüzyıl başlarında yalnız sporcular için kullanılmış olmasıdır.Pehlivan deneyiminin bu anlamda kullanılışı Sultan II. Mahmut çağının sonuna kadar süre gelmiştir.
Türk Milleti erkeği,kadın ve çocuğuyla güreş sever güreşçiye saygı duyar ve Pehlivanlara ayrıcalık tanır şüphesiz ki bu sevgi ve saygı,Türk’ün ruhundaki savaşçılık kahramanlık duygulardan ve sporu bu yönüyle sürmesinden kaynaklanmaktadır.

Güreşçiye karşı duyduğu sevgi ve saygı da pehlivanların herkesten daha güçlü kuvvetli,vücut yapısının,adalelerinin daha gelişmiş,görünüşünün daha sağlıklı görünmesinden,davranışının yiğitçe,karakterinin doğru ve mertçe oluşu,diline eline ve beline güvenilir olmasından ileri gelmektedir.
Osmanlılar zamanında saray dışında yapılan güreş yarışmaları panayırlarda, düğünlerde kulüplerde bir hayır kurumu yararına veya meslek edinmiş organizatörlerin özel yer ve salonlarında yapılırdı ayrıca Düğün Güreşleri,Ramazan Güreşleri,Hayır Kurumlarına yapılan Güreşler vardı.
Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri

Boğa Güreşleri (Kafkasör) 

kafkasor7

Artvin, nefes kesen görüntülerin sergilendiği, Dünyada bir eşinin bulunmadığı Kafkasör boğa güreşleri; diğer festival ve şenlikleri ile de mutlaka görülmesi gereken bir ilimizdir.

Her yılın Haziran ayının üçüncü haftası boyunca gelenek olarak düzenlenen festivalin ilginç yanı boğa güreşleridir. İlin her yanından getirilen boğalar boyun kalınlığına ve kilolarına göre sınıflandırılıp güreştirilir.
Bu güreşler yapıldığı tarihten itibaren,boğaların zarar görmemesi ve herhangi bir şekilde eziyete uğramamaları için dikkat edilmekte,belirli kurallar uygulanmaktadır. Güreş sırasında güçsüz görülen boğanın çekilmesi halinde yenik kabul edilir ve güreş meydanında ayrılan bölümden ilgililerce boğa alandan uzaklaştırılırlar. Böylece Kafkasör boğa güreşleri, kendi kuralları içinde güç gösterisi olarak bir spor ve şenlik ortamına dönüşür.
Dünyada bir eşinin daha görülmediği ve duyulmadığı bu güreş türü yöreye özgü kalıcı özellikleri de beraberinde getirmektedir. Karakucak güreşleri” ve folklor gösterilerinin de yapıldığı festivalde, çevre ilçe ve köylerinden gelen halk şairlerinin atışmaları ilgiyle izlenir.

“Bu bölüm hazırlanırken Artvin Yöresel Kalkınma ve Hizmet Vakfı’nın katkıları ile hazırlanan ve Artvin Valiliği tarafından yayınlanan ARTVİN 2000 adlı kitaptan faydalanılmıştır”

Yazar: Mehmet

1 thought on “Türkiye’de Geleneksel Sporlar

Bir Cevap Yazın