Pisidia

Kabaca konuşacak olursak, Pisidia batıda ve kuzeyde Frigya ile, doğuda İsaura (Lycaonia) ve güneyde Likya ve Pamphylia ile çevrili dağlık bölgedir. Bu topraklar, aşağı yukarı Türkiye’nin Göller Bölgesini ve Antalya’nın kuzeyindeki dağları içine alır. Bu bölgedeki araştırmalar ve kazılar bölgenin tarih öncesi zamanlardan beri yerleşim yeri olduğunu gösterir. Elimizdeki buluntulara göre, bölgedeki ilk yerleşimlerin tarihi Üst Paleolitik evreye kadar uzanmaktadır. Çoğunlukla ovalarda ve doğal yükseltilerde bulunan höyüklerden ve insanların yaptığı doğal tepelerde bulunan höyüklerden ve insanoğlu tarafından yapılan yüksekliklerden kültürlerin gelişimini takip etmek mümkündür. Bu durum, özellikle Burdur’un 25 kilometre güneybatısında Hacılar Höyüğü için geçerlidir. Hacılar sadece bu bölge için değil aynı zamanda tüm Anadolu tarihöncesi bilimi için de önemli bir yerleşim yeridir. Burada 1957’den 1960’a kadar İngilizler tarafından yapılan kazılar, Anadolu’nun geçmişinin bilinmeyen dönemlerini aydınlatmıştır; burada keşfedilen kültürün o döneme ait diğer kültürlerden üstün olduğu ve kendi yaratıcı özelliğinin olduğu ispatlanmıştır. Hacılar’da dokuz yerleşim katmanı saptanmıştır ve karbon 14 testlerine göre bunların hepsi M.Ö. 5600 ve 4750 arasındaki döneme uyar. Buna ek olarak, bunların altında M.Ö. 7000 yıllarını işaret eden A-seramik Neolitik kültüre ait kalıntılar ortaya çıkartılmıştır. Hacılar’dan çıkartılan en ayırt edici kalıntı fırınlanmış kilden yapılmış kadın figürleri serisidir. Oturan, uzanan ve çocuk taşıyan kadın figürleri gibi farklı bu figürlerin hepsinde dolgun göğüsler vardır ve cinsel organları açıkça betimlenmiştir. Bu figürler, Anadolu kadınının doğurganlığını ve bereketini sembolize eden Ana Tanrıça ile özdeşleştirilebilir.

Hacılar bölgesindeki bir araştırmada, geniş bir yerleşim alanında ortaya çıkartılan 30 tepecik buranın M.Ö. 3. bin yılın sonlarında yoğun bir yerleşim yeri olduğunu kanıtlar. Tarihsel süreçte Pers hükümdarlığının ortalarına kadar Pisidia’dan söz edilmemiştir fakat Helenistik dönemde yerleşimde kısmi bir artış olmuştur. Prehistorik dönemde görülenin aksine, bu dönem süresince yerel halk dağlara çıkarak buralarda kurdukları şehirlerde yaşamışlardır. Savaşçı bir ruha sahip olan Pisidia insanları devamlı olarak yıkıcı hilelere başvururlardı. Özgürlük aşkları dağlarda yaşayan Pisidia insanlarını tek bir devlet altında birleştirmeyi her zaman engellemiştir. Hiç şüphesiz, arazinin kantona uygun yapısının da bu hizipçiliğe katkısı olmuştur. Pisidia halkı hem dağlık bölgede arazide bulunmanın hem de önemli ticaret yollarının bölgelerinden geçmemesinin avantajını kullanarak, özgürlüklerini korumayı ve M.Ö. birinci bin yılın ikinci yarısına kadar hiçbir devletin himayesine girmemeyi başarmışlardır.

Büyük İskender, Pamphylia’nın şehirlerini aldıktan sonra Pisidia dağlarından Frigya’ya girmeyi planlamıştır. Bu, aynı zamanda Pisidialılara da bir güç gösterisi anlamına geliyordu ancak İskender’ın planı geri tepti çünkü Frigya’ya çıkan Yenice Geçiti’ni kontrol eden Termessos halkı bu geçiti kapadı. Birkaç gün kaybettikten sonra, İskender geçiti ele geçirdi ve Termessos’u kuşattı ancak bu şehri kuşatmanın kendisine çok fazla zamana mal olacağını anlayınca, kuşatmadan vazgeçti. Kuzeye kadar ilerleyerek, İskender başka bir Pisidia şehri olan Sagalassos’a geçti. Tarihçi Arrianos, İskender’ın ve Sagalassos’un orduları arasındaki antlaşmayı detaylarıyla vererek şunu söylemiştir: “Sagalassos önemli bir şehirdi. Diğer tüm şehirler gibi Sagalassos’da da Pisidialılar yaşardı. Burada yaşayanlar, çok savaşçı bir halkın en cesurları olarak ünlenmişti.” Sagalassos’u aldıktan sonra, İskender yolu üzerindeki diğer Pisidia şehirlerini de fethetti.

İskender’ın, Lycia ve Pamphylia’da bir kurtarıcı gibi karşılanmasına rağmen Termessos ve Sagalassos gibi Pisidia şehirlerinde çok büyük bir direnişle karşılaşmasından çok önemli sonuçlar çıkartılabiliriz. İskender tüm Batı Anadolu’nun kontrolünü ele geçirmiş olmasına rağmen Pisidialıların bu güçlü direnişleri, onların ne kadar özgürlük seven insanlar ve kendilerini İskender’ı yenecek güçte hissedecek kadar soylu savaşçılar olduklarını gösterir.

Antiochos’u bozguna uğrattıktan sonra Roma, Küçük Asya’da toprak istemediği için

savaşta kazandıkları topraklar olan Pergamum’u ve Rhodes’i müttefiklerine verdi. Anlaşmaya göre, batı Pisidia Pergamum’a verildi. Pergamum Kralı tarafından kurulan Asya vilayetinin dışında kalmasıyla Pisidia, M.Ö. 133’de özgürlüğüne kavuştu. Bu dönemde kuzey Pisidia’daki olaylar hakkında çok fazla şey bilmiyoruz ancak doğaları itibariyle güney Pisidia insanları korsanlıkla uğraştı. Roma’nın müdahalesi yüzeysel kaldı ve şehirler fark edilebilir bir ekonomik canlanma içine girdi. Bu sebeplerden dolayı, M.Ö. birinci yüzyılın ortalarında , Pisidia yerleşimlerinin önemli bir bölümü şehir devlet statüsü kazandı ve kendi madeni paralarını basmaya başladılar.

Pax Romana ile, yerleşim bir kez daha Pisidia ovalarına döndü ve soyguncu krallarının saklandığı dağlar bile kültür ve sanat merkezi haline geldi. Sosyal, kültürel ve ticari yaşam canlandı. Bu dönemde gözlem noktaları olarak kullanmak ve nüfusun Romalılaşmasını hızlandırmak için bir çok koloniler kuruldu. Cremna, Comama, Antiocheia, Olbasa ve Parlais gibi şehirlerde kurulan koloniler; kale gibi yapılandırıldı. Buralar aynı zamanda Roma kültürünün ve Latin dilinin yayılmasını sağlayan merkezler olarak da iş gördü.

Çeşitli imparatorların destekleriyle, M.S. ikinci yüzyılın sonuna kadar bu bölgede yapı patlaması yaşandı. Yeni yollar, bölgenin şehirlerini birbirine bağladı. İmparatorluk çökerken bile, özellikle Termessos’ta ve diğer bütün Pisidia şehirlerinde bir çok yapı vardı. Üçüncü yüzyılın ortalarından başlayarak, eşkıyalar doğu Pisidia’da güç kazandılar ve Cremna’yı zaptederek burayı üs olarak kullandılar. İmparator Probus (M.S. 276 – 282 yılları arasında hükümdarlık yaptı) Küçük Asya’ya geldi ve bölgeyi eşkıyalardan temizledi.

M.S. dördüncü yüzyılın ilk yılları, Pisidia şehirlerinin çöküşünün başlangıcına işaret eder. Bu süre içerisinde koloniler arasında enteresan bir durum gelişti. Bölgede birçok bir çok Roma vatandaşı yaşamasına rağmen Yunanca sadece yazı dilinde kullanılan Latince’den daha yaygındı. Bildirgeler hem Yunanca hem de Latince olarak iki resmi dilde yazılıyordu ve böylelikle insanlar bildirgeleri anlayabiliyorlardı.

Strabo, 13 Pisidia şehrini M.Ö. birinci yüzyılda yaşadığı bilinen Artemidoros isimli bir adamın adıyla tanımlamıştır. Son tahminlere göre, yukarıda daha önce belirtilen beş koloniye ek olarak, 51 Helenistik ve Roma dönemine ait yerin ismi bilinmektedir. Bunlardan bazılarının yerleri henüz bilinmemektedir. Tüm bu şehirler arasından biz, bugünkü Antalya şehri sınırı içerinde bulunan üç tanesinden söz edeceğiz: Termossos, Ariassos ve Selge.

Bu sayfalar, Keskin Color A.Ş. tarafından yayımlanan Kayhan Dörtlük’ün “Antique Cities Guide – Antalya” (Antik Şehirler Rehberi – Antalya) isimli kitabındaki bilgilerden hazırlanmıştır.

Yazar: Mehmet

Bir Cevap Yazın